Orhan Pamuk – Bozacı
Bütün satıcıların en dokunaklısı,bağrışı yüreğe en çok işleyeni,en sevileni budur. Hiç içmemiş olana bozayı nasıl anlatmalı ? Darı ezilerek ve mayalandırılarak yapılan,rengin safranımsı,kıvamı koyu,hafife alkollü bir içkidir.Kışları akşam yemeğinden sonra üzerine tarçın serpilip içilir,yanında kavrulmuş leblebi yenir.Çok içilmedike dince yasak olmadığı için boza son beş yüz yılda İstanbul’da kış akşamları hep içilmiştir.Elinde güğümleri,belindeki torbada leblebisi,tarçını,kar yağarken karanlık arka sokaklarda”İyi boozaa” diye yanık ve kederli bir sesle bağıran bozacının sesi kadar pek az şey bütünüyle İstanbulludur.Karda,kışta,çamurda boza satarak ekmeğini kazanmaya çalışan bozacının çabası,bize sıcak evlerimizde,odalarımızda olmanın mutluluğunu duyurur.Ama bozacının sokaklar arasından duyulan hüzünlü sesinde bizi sokaklara çağıran bir şey de vardır.Gece bir divana uzanıp iç düşüncelere çekilmiş İstanbullu,hiç susmayan bu büyük şehirde hayatın,özlemin ve öfkenin satıcı çığlıklarıyla da dile geldiğini bozacıyı dinlerken anlar.
Orhan Pamuk 1999:307



